| | Üretsiz Blog oluştur

SAĞLIK SİTESİ - GÜNCEL VE YARARLI SAĞLIK BİLGİLERİ

SAĞLIK SİTESİ SAĞLIK BİLGİLERİ HASTALIKLAR KORUNMA YÖNTEMLERİ GÜNCEL HABERLER

Göz kuruluğuna son

yesil gozdsdssd 
Bu yöntem bir harika…
Uzman doktor Gürkan Çelikkol, klasik ”lasik” yönteminin uygulanması sırasında ortaya çıkan ozon gazının gözün yüzeyindeki sinir uçlarını etkileyerek göz kuruluğuna neden olduğunu ifade ederek, ”S-Lasik yönteminde ise işlem sırasında lazerin uygulanmadığı alanlar kapatılarak, ortaya çıkan ozon gazının göze hasar vermesi engelleniyor” dedi.

Çelikkol, yaptığı açıklamada, miyop, hipermetrop, astigmat gibi gözdeki kırma kusurlarını tedavi etmek için kullanılan lazer yöntemlerinin tümünde excimer lazer kullanılarak, korneanın (saydam tabaka) net görmeyi sağlayacak şekle kavuşturulduğunu söyledi.

Excimer lazerin diğer yöntemlerden farklı olarak soğuk bir lazer olduğunu, çevre dokulara zarar vermediğini, yakarak değil dokuyu tozlaştırarak tedavi sağladığını kaydeden Çelikkol, ”Aynı excimer lazerle yapılan, göz numaralarını sıfırlama ya da daha doğru ifadeyle doğal net görme kazandırmak amacıyla yapılan tedavilere farklı isimler verilmesinin sebebi kullanım tekniğinin farklı olmasından kaynaklanıyor” dedi.

En gelişmiş lazer tedavi yöntemi olması, yaklaşık 4-5 dakika sürmesi, ağrısız, acısız, kansız ve güvenli bir uygulama olması nedeniyle ”lasik” yönteminin çok tercih edildiğini anlatan Çelikkol, bu tedavi sonucunda görüş netliğinin çok hızlı oluştuğunu, göz numaralarında kısmi geri gelmenin görülmediğini bildirdi.

Hastaların göz ve yüz yapısında bir engel olmadığı sürece bu metodun kullanılabildiğini belirten Çelikkol, bunun uygulanmasında engel olduğu takdirde ise PRK ya da lasek yöntemlerinin tercih edildiğini belirtti.
Klasik lasik yönteminde, korneadan bir kapakçığın kaldırılmasıyla ortaya çıkan kornea yatağına lazer yapıldığını, böylece dokunun tozlaştırılarak kırma kusurunun düzeltildiğini anlatan Çelikkol, şunları söyledi:
”Bilimsel araştırmalar, klasik lasik yönteminde uygulama sırasında ortaya çıkan ozon gazının gözün yüzeyindeki sinir uçlarını etkileyerek göz kuruluğuna neden olduğunu gösteriyor. ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde uygulanmaya başlanan S (Sealed)-Lasik yönteminde ise yine korneadan kapakçık kaldırılarak lazer uygulanıyor. Ancak bu işlem sırasında lazerin uygulanmadığı alanlar kapatılarak, ortaya çıkan ozon gazının göze hasar vermesi engelleniyor. Bu da göz kuruluğunun ortaya çıkmasını yüzde 70 oranında azaltıyor.”

Çelikkol, ABD’de çalışmalar yürüten İspanyol uzman Carmen Barraquer tarafından geliştirilen yöntemin, göz kuruluğunu engellemesi bakımından klasik yönteme göre daha avantajlı olduğunu bildirdi.
Gürkan Çelikkol, 18 yaşından büyük, miyop, hipermetrop, astigmat ya da mixed astigmatı olanlar ile uygun presbiyopların (yaşa bağlı yakın problemi) ve 18 yaşından küçük olup da 2 gözü arasında aşırı numara farkı bulunanların lasik yaptırabileceğini söyledi.

Üzüm çekirdeği mucizesi

uzumshdsdsdgskutuİçeriğindeki antioksidan kanseri önlemeye yardımcı oluyor.


Erciyes Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan bir araştırma, üzüm çekirdeğinin kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapinin olumsuz etkilerini azalttığını ortaya koydu.


Dr. Aysun Çetin açıklamasında, kanserin olumsuz etkilerini azalttığı bilinen E ve C vitaminleri ile ilgili çok çalışma yapıldığını, ancak E vitamininden 50 kat ve C vitamininden 20 kat fazla antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmaların son 10 yılda yapılmaya başlandığını belirtti.


Canlıların vücudunda serbest radikaller (oksidan) adı verilen zararlı maddeler ile bu maddeleri ortadan kaldıran maddelerin (antioksidan) denge içinde bulunduğunu ifade eden Çetin, özellikle 25 yaşından sonra bu dengenin olumsuz yönde bozulmaya başlandığını hatırlattı.


Dengenin bozulması ile birlikte artan oksidan etkinin başta kanser olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:


”Kanser oluşumunun engellenmesi için vücutta antioksidan miktarının azalmaması, yaşlanma ile birlikte antioksidan takviyesi yapılması gerekir. Üzüm çekirdeği de antioksidan özelliği çok fazla olan bir maddedir. Bu çalışmada, kanser oluşumunun önlenmesine katkı sağlayan üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisi sırasında karşılaşılan olumsuzlukların önlenmesindeki katkısını araştırdık. Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri tümörü ortadan kaldırırken saç dökülmesi, iştahsızlık, bulantı veya kusma gibi birçok soruna yol açabiliyor. Araştırmamızda, bu olumsuzlukların nedeni veya sonucu olabilecek oksidan saldırıların ortadan kaldırılmasında üzüm çekirdeğinin katkısını test ettik.”


Üzüm çekirdeği verilen farelerde hissedilir ölçüde yararlı antioksidan maddelerin artışını tespit ettiklerini belirten Çetin, şöyle devam etti:


”Fareler, biyolojik olarak insan vücuduna en çok benzeyen hayvanlardır. Karaciğer ise bir anlamda vücudun laboratuvarıdır. Araştırmamızda denek farelerin karaciğer dokularını inceledik. Üzüm çekirdeği verdiğimiz fare grubunda antioksidan maddelerin hissedilir derecede arttığını belirledik. Hatta, hem ışın hem üzüm çekirdeği verdiğimiz grupta antioksidan maddelerin, hiç ışın verilmeyen ve sadece su verilen kontrol grubundan bile daha fazla düzeyde olduğunu gözlemledik. Üzüm, zaten rahatlıkla tüketilebilen doğal bir besin olduğu için insanlarda da aynı etkileri gösterebileceği sonucuna vardık. Yani, antioksidan özelliği nedeniyle kanser oluşumunu engelleyen üzüm çekirdeğinin, kanser tedavisinde ortaya çıkan olumsuzlukları da azaltabileceğini belirledik. ”


Siyah üzümde antioksidan maddenin daha fazla bulunduğunu hatırlatan Çetin, söz konusu faydalar için üzümün çekirdeği ile birlikte çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ettiklerini sözlerine ekledi.


Şişmanlamamanın altın kuralları

sisman1137ef85dgu2Aktivite önerileri
Güne erken başlayın, 7-8 saatten fazla uyumayın, uyandıktan sonra yatakta kalmayın. Asansör yerine merdiven kullanın, hızlı tempoyla yürümeye çalışın. Haftanın 4-5 günü egzersiz yapın, pasif yerine aktif jimnastiği tercih edin. Aktif ve hareketli kişilerle birlikte olmaya özen gösterin. Hafta sonlan için aktif planlar yapın. Ayakta durmaya ve yürümeye daha fazla zaman ayırın. Bir şey getirip götürmek için çocuklarınızı kullanmayın. Her gün yarım saatten daha az televizyon seyredin.

Beslenme önerileri
Acıkma duygusunun bastırılması için salatalık, domates, marul gibi düşük kalorili yiyeceklerin tercih edilmesi, her gün sebze ve meyve yemeye dikkat edilmesi, yemekler için küçük, yağsız salatalar için ise büyük tabak kullanılması da öneriler arasında yer aldı.

Alışveriş önerileri
Çarşıya, yemekten sonra, tok karnına çıkın, alışveriş listenizden fazlasını almayın, hazır yiyecekleri satın almayın, yanınızda fazla para bulundurmayın, yeme isteği uyandıran televizyon programları ve reklâmları izlemeyin.

Şeker hastaları için genel bilgiler

Şeker hastaları spor yapabilir mi ?
Öncelikle egzersiz, sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Düzenli yapılacak fizik egzer­sizi kan şekeri seviye­sini düşürmeye, insülinin vücutta daha et­kili olmasına yardım­cı olur.
Ayrıca:
- Daha fazla enerji verir.
- Kan dolaşımını düzenler
- Kasları güçlendirir.
- Kolesterol seviyesini düzenler. Kötü huylu (LDL) kolesterolü azaltıp, iyi huylu kolesterolü (HDL) arttırır.
- Kalp krizi riskini önler ya da geciktirir.
- Terlemek suretiyle fazla kiloların azaltıl­masına yardımcı olur.

Sonuç olarak, egzersizin şeker hastaları üzerinde son derece olumlu etkileri olduğu­nu ve kan şekeri düzeyini düşürdüğünü söy­leyebiliriz.

Kimler şeker taraması yaptırmalı ?
- Her aşırı kilolu, şiş­man olanlar
- Ailesinde şeker hastalı­ğı bulunanlar (birinci dereceden olan akraba­larından biri diyabetikse)
- Gece sık idrara çıkıp, kilo kaybedenler.

Açlık kan şekeri kontrolleri ya da şeker yüklemesi yaptırarak kişinin potansiyel di­yabetik veya aşikâr diyabetik olup olmadı­ğı anlaşılır.

Kan şekerini etkileyen faktörleri öğrenebilir miyim ?
Kısaca sıralarsak;
Yenilen gıdalar, eg­zersiz ve aktivite, ilaç­lar ve hastalıklar, alkol ve kan şekerini ayarla­yan önemli bir organ olan karaciğerin rahat­sızlıkları kan şekerinin regülasyonunu etki­ler

Hasta olduğum zaman neler yemeliyim ?
Eğer düzenli olarak yiyebiliyorsanız, ge­nelde uyguladığınız yemek yeme programı­nızı bozmayın.
Eğer iştahsız iseniz, fakat bazı yemekleri tolere edebiliyorsanız; kızarmış ekmek, tahıl, çorba türü şeyler yiyin, meyve suyu ya da süt için.

Yok eğer katı yiyecekleri hiç yiyemiyorsanız ve insülin kullanıyor veya oral antidiyabetik alıyorsanız, atladığınız öğünlerdeki karbonhidratları yerine koymak için meyve suyu ya da tatlı meşrubatlar içmelisiniz.

25 yıllık şeker hastasıyım, son bir yıla kadar şekerim gayet iyi regüle idi. Ancak son bir yıldır, insülin dozunu arttırmama rağmen hala normale yakın kan şekeri öl­çümleri elde edemiyorum. Sorun sizce ne olabilir ?
Kan şekerinizin yıllarca normal seyrettik­ten sonra insülin dozunu arttırmanıza rağ­men kontrolden çıkmasının nedenlerinden bazıları şunlar olabilir:
• Aldığınız gıda miktarını arttırmış olabi­lirsiniz.
• Stresli ve sıkıntılı bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.
• Uzun süren bir hastalık (örneğin ateşli bir enfeksiyon hastalığı) insülin, ihtiyacınızı arttı­rabilir.
• Kilo almış olabilir­siniz.
• Aynı bölgeye tekrar tekrar iğne yapmanıza bağlı gelişen şişlikler teknik sorunlar çı­karabilir. Yahut kullandığınız insülin, eğer soğuk zincire riayet edilmeden muhafaza edilmişse, etkinliği azalmış olabilir.

Bunların dışında hiçbir belirgin neden ol­maksızın da, insülin ihtiyacı büyük oranda artabilir.
Şeker kontrolünü, en iyi şekilde yapma­nıza yardımcı olacak bir çok doğal yöntem vardır. Bunları aşağıdaki başlıklar altında sı­ralayabiliriz:
- DİYET
- EGZERSİZ
- STRES KONTROLÜ

Stres, kan şekeri değerlerini etkileyebilir mi ?
Evet.
Ancak bu etkilenmenin derecesi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Stres bazı insanlarda kan şekerini yükselt­me eğiliminde iken, bazılarında hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) riskini arttırabilir.

Kan şekeri düşmesinin belirtileri nelerdir ?
Nedenlerine göre, belirtileri sıralayacak olursak:
- Adrenalin (insülin karşı­tı bir hormon) salınmasına bağlı olarak terleme, titre­me, çarpıntı, açlık, endişe hali, karıncalanma.
- Beyinde şeker azalmasına bağlı olarak konfuzyon mental (kişileri tanıyamama, bu­lunduğu mekanı bilememe), baş dönmesi, halsizlik, davranış değişiklikleri, konuşamama, baş ağrısı, yorgunluk gibi şikayetler orta­ya çıkar.

Kan şekerim düştüğünde yapabileceğim en iyi hareket nedir ?
Bu sorunun ce­vabı, kan şekeriniz düşerken, hangi aşamada fark ettiği­nize bağlıdır. Er­ken bir aşamada en iyi tedavi, bir şey­ler yemenizdir.
Eğer ana öğün zamanınız yakın değilse meyve, sandviç veya bisküvi gibi hafif şeyler atıştırabilirsiniz.
Ancak, kan şekeriniz fazla düştüyse, hızla emilebilecek türde karbonhidrat almalısı­nız.
Bu amaçla şeker, tatlı, meyve suyu, normal (diyet olmayan) kola veya limonata içebilirsiniz.Yanınıza acil durumlarda kullanmak üzere çok çabuk emilen glikoz tabletleri taşıyabilir­siniz.


Çaresiz kalınca güçlü olmasını biliyor musunuz ?

yildizbatirkutSorunların üzerine gidin ki , onlar sizin üzerinize gelmesin. Prof. Dr. Yıldız Batırbaygil yazıyor..

Çaresizlik nedir ? Çaresizlik bir şeyi düzeltmek için tüm imkanlara sahip olsanız da bu imkanların işe yaramayıp olaya çözüm bulamamanızdır. Nasıl mı ? Önce kendinize şu soruyu sorun, gerçekten ben hiç çaresiz kaldım mı ? Yoksa çözümü olan olaylarda kendimi çok çaresiz hissedip bunalıma mı girmeyi tercih ettim. Yani en kolay kaçış yolunu mu seçtiniz.Peki bu yolun sonunda çare buldunuz mu. Hiç mümkün mü ? Tabi bulamazdınız. Çünkü bunalıma girdiniz ya . Bir takım sakinleştiriciler de aldınız, böylece probleme çözüm bulmadan sadece kendinizi ve beyninizi uyuşturup çözümü ertelediniz. Bütün hayatınız boyunca kendinizi uyuşturarak ilaçlarla mı yaşayacaksınız, onlar bitince sorunlar tekrar karşınıza çıkmayacak mı, o zaman ne olacak belki sorun ilk çıktığında gerçekten çaresiz değildiniz bir çözümü vardı ama şimdi çok geç kalındı ve o imkan da yok olduysa.

Bakın ölümden gayrı her şeye çare var. Yeter ki akıl ve mantık süzgecinden konuyu geçirip kendinize bir strateji tayin edin ve bunu ciddi bir şekilde uygulayın.Sonra etrafınızda olan insanların problemlerine bakın ve belki de sizinkinin çok basit olduğunu görüp halinize şükredeceksiniz. Size çok sevdiğim,benim için çok özel bir insan olan bir arkadaşımdan bahsetmek istiyorum. Adı Ülkü,bence dünyanın en iyi, en yardım sever insanı. Hoş görülü,sabırlı ve sevgi dolu.Ben 20 seneden fazladır sadece bu özelliklerini biliyordum ama şu son 2 yıldır hayatımda böyle güçlü bir insan tanımadığımı fark ettim. İki sene önce hastalandı, ameliyatlar, bir sürü tedaviler oldu.Bizler bunalıma girdik, Kahrolduk ama o bize hayata sıkı sıkı bağlanarak o kadar güzel bir ders verdi ki. Saçları döküldüğünde bunalıma girip çaresizleri oynayacağına ( Yeni gelen saçlarım daha güzel ve dalgalı olacak mış) dedi ve yeni gelen dalgalı saçlarını çok sevdi. Her gün ondan bir şeyler öğrendim. Bir ay önce bir metastaz durumu çıktı. Yine tevekkülle karşıladı ve derhal ameliyat oldu. Çok pozitif bir insan olduğu içinde ameliyatı her şeyi yolunda gitti. Biliyorum ki ilk günler içinde müthiş bir sorgulama yaşadı. Belki biz üzüntümüzü daha çok belli edip ona moral vereceğimize şaşırıp,sapıttık. Ama kısa bir zaman sonra o güçlü kadın yine aklını ve mantığını eline aldı adeta herkese meydan okur gibi gücünü ortaya çıkardı. Bu kadın beni çok şaşırttı. Tam yazılarımda, konferanslarımda bahsettiğim o’pozitif ideal insan sıfatına büründü. Ama tabi Ülkü’nün bir şansı da kendisine gece gündüz destek olan eşinin sürekli yanında olması, çocuklarının çok fedakar olması (böyle bir kadın tabi böyle çocuklar yetiştirir) ve dostlarının sürekli etrafında olup onun için dua etmesi. Sevgili arkadaşım bu hastalıkla uğraşan yüzlerce insan gördüm, inan senin gibiler de bu hastalık ağır bir grip gibi. Sen bu işi zaten bitirdin, inan geldiği gibi senin hayata bağlılığın sayesinde de gitti. Hep böyle herkese örnek ol . Hani hatırlar mısın bir gün seninle konuşuyorduk ( herkesin bu dünyada bir görevi var) diye. Sende (acaba benim görevim ne ?) demiştin. Şimdi anladın mı görevini. Senin mücadelen, hayata bağlılığın, çaresizlik karşısında yılmayışın ve her şeyin üstesinden gelme azmin ve iraden özellikle bu yazıyı okuyan o kadar çok insana ışık, ümit, örnek olacaktır ki. Şimdi görevinin büyüklüğünü ve ulviliğini anladın mı canım arkadaşım. İşte böyle, hadi şimdi bunalıma girinde görelim.Önünüzde okadar çok örnek varki. Önemli olan hayata nasıl baktığınız değil, hayatı nasıl yaşadığınız. Şunu hiç unutmayın ki yaşamın tekrarı yok. Ama yaşanılanların da tekrarı yok. Kalp kırmadan, mutsuzluğa kapılmadan imkanlarınız ölçüsünde keyifle yaşayın. Aşırılığa kaçmayın ki sonradan problemlerle uğraşmayın. Zaten problemleri insan kendi yaratmıyor mu, o halde size bir tavsiyede bulunayım. Çözümünü bilmediğiniz problemleri yaratmaya uğraşmayın.

Sorunların üzerine gidin ki , onlar sizin üzerinize gelmesin. Ölümden ve doğal afetlerden gayrisinin her zaman çözümü vardır.Düşünün gece yarısı çok şiddetli gelen bir deprem ve o anda yaşayacağınız çaresizlik.Gerçi binanız sağlam, yani tedbir aldıysanız yine çaresizlik yaşamazsınız ama ani gelen bir sel ve kaçacak yerinizin olmaması çaresizlik için bir örnek değil mi? Umutlar hiç tükenmemeli , hayaller her zaman bize ivme kazandırmalı ve en önemlisi artık mutluluğun tarifini doğru bir şekilde öğrenin. Sevdikleriniz sağ ve ayaktamısınız, ozaman çok mutlusunuz demektir. Bazen mutluluk oyunu oynamanız gerekse bile, kaç yaşında olursanız olun oynayın. Yani sizden daha kötü durumda olanları düşünün, artık onlar için yapılacak bir şey kalmadı denilen kişileri düşünün ve en etkilisi de ( ya bu benim evladımın raporu olsaydı ) cümlesi aklınıza gelsin Şimdi diyeceksiniz ki ( biz de insanız hiç reaksiyon vermeden mutluluk oyunu mu oynayacağız etrafa ). Tabi ki değil. Tabiî ki reaksiyon vereceksiniz gerekirse ağlayacaksınız ama bir müddet sonra tekrar kendinize gelip olayları kısır döngüye çevirmeden mantığınızı ortaya çıkarmalısınız ki çözümleri görebilesiniz. Diyeceksiniz ki ( o dönemde insanda akıl ve mantık kalıyormu, çaresizliğimizle yatıyor, çaresizliğimizle kalkıyoruz. Hiçbir şeyin bir anlamı kalmıyor ,hiçbir şey bize tat, mutluluk vermiyor, içimizde tarifsiz bir öfke ve cevabını bulamadığımız sorular var, Allahtan korkuyoruz ama yinede- neden ben,- diye sormaktan kendimizi alamıyoruz. Düşüncelerimizde, inançlarımızda binlerce çelişki gelişiyor ve kendimizi artık tanıyamaz oluyoruz.Bizimle ilgilenmeyenlerden nefret ediyoruz, ilgilenenlerden de her şeyin sebebi onlarmış gibi gıcık kapıp hırpalamak istiyoruz..Nasılsın diyene çok bozuluyor içimizden -sanki halimi bilmiyor birde alay eder gibi nasılsın diyor -diye düşünüyor halimizi hatırımızı sormayanlara ise müthiş öfkelenip- ne halde olduğumu biliyor, bu kadar senelik dostumuz sözüm ona insan bir ararda halimi sorar- diye yine gıcık kapıyoruz. İnanın bu dönemde yalnızca siz çaresiz değilsiniz etrafınızdakiler de çaresiz. Çünkü ne yapsalar acaba bu laf veya davranış sizi üzdü mü diye düşünmekten sizden uzak mı yoksa yakın mı olmaları gerektiğini bilememekten ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Benim özellikle, ilişkilerin zor anlarında illet olduğum bir cümle vardır. ( Senin için ne yapabilirim, Allah aşkına söyle). Eğer sen gerçekten benim için bir şeyler yapmak istiyorsan niye soruyorsun. Herkesin yapabileceği mutlaka bir şey vardır bunu sormak samimiyetmiş gibi görünüyorsa da aslında samimiyetsizliğin ta kendisi ayrıca bir kaçış değil mi? Herkesin her durumda birbiri için yapabileceği bir sürü şey vardır. Sorma ve yap ki senin gerçek dost olduğunu görelim. Bazıları gerçekten ne yapacaklarını bilmezler o zaman kendinizi o kişinin yerine koyun ve neye ihtiyacım olabilirdi diye düşünün ve siz siz olun bu cümleyi kullanmayın bundan böyle. Benden bu kadar, gelecek sayıda tekrar buluşmak üzere bol enerjili, sağlıklı, huzurlu ve keyifli günler diliyorum.

 

Uzun yaşamın sırları

kadin-2Sağlıklı genç ve dinamik olmak bazı basit kurallara uymaktan geçiyor..
 

Uykunuzu alın. Vücudunuzun kendini yenilemesi için yeterli zamanı tanıyın.

Sigarayı bırakın. Cildinizi ve saçınızı cansızlaştırır, özellikle ağız çevresinde erken kırışıklıklara yol açar.

Alkolü azaltın. Birçok sağlık probleminin kaynağı. Güzelliğinizi de tehdit ediyor.

Düzenli egzersiz yapın. Cildiniz sağlıklı olur, duruşunuz düzelir ve vücudunuz şekle girer.

Güneşten korunun. Ultraviyole ışınlar, cildin en büyük düşmanları arasında.

Stresle başa çıkmanın etkili yollarını bulun. Yüzünüze ve duruşunuza yansımasına izin vermeyin.

Diş bakımına özen gösterin. Diş doktorunuza belli aralıklarla gitmeyi ihmal etmeyin.

Sağlıklı ve dengeli beslenin. Antioksidanlar, vitaminler ve minerallerle dolu taze sebze ve meyvelere ağırlık verin.
 

İnternette ilaç tuzağı

İnternet üzerinden satılan ilaçların yüzde 62’si sahte.

İnternet ortamında satılan ilaçların yüzde 62’sinin sahte ya da gerekli miktarın altında etkili madde içerdiği, geriye kalan ilaçların yüzde 16’sının yasa dışı yollardan ithal edildiği, yüzde 33′ünün tüketiciye yönelik bilgilendirme broşürü içermediği bildirildi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazmi Zengin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte internet üzerinden kontrolsüz ilaç satışlarının yapıldığını söyledi.
İnternet üzerinden yapılan ilaç satışlarının sakıncalı olduğunu, buralarda satılan ürünlerin güvenilirliğinin olmadığını öne süren Zengin, internet aracılığıyla yapılan satışlar hakkında çok sayıda çalışma yapıldığını belirtti.

Bu konuda son olarak Avrupa Güvenli İlaca Erişim İttifakı (European Alliance for Access to Safe Medicines) tarafından araştırma yapıldığını ifade eden Zengin, ”Araştırma için internetten ilaç satışı yapılan 100 web sitesi üzerinden aslında reçeteyle satılması gereken çeşitli ilaçlar ısmarlandı. Web sitesi seçimi yapılırken sayfada düzgün İngilizce kullanılması, eczacı erişim olanağı sunması, telefonla provizyon alınması gibi ciddiyet ölçütlerine dikkat edildi” dedi.

İnternet üzerinden alınan ilaçların, genellikle ”doktorun, istenilen ilacı yazmayacağının düşünüldüğü” gerekçesiyle yapıldığı görüşünü savunan Zengin, şunları kaydetti:
”Bu ilaçlardan bazıları ise doktorlara yazması teklif edilemeyen ilaçları oluşturuyor. Bunların çoğu ‘yaşam tarzı’ ilaçları denen türden ilaçlar. Cinsel fonksiyonla ilgili olanlar en çok bilinenleri.
Hekimler, zararlı olabilir dediği halde insanlar bunları edinip denemek, bir sorun olmazsa kullanmaya devam etmek eğiliminde. Doktorlar da hastayı riske atmamak ve sosyal güvenlik kurumlarının olanaklarını etkisi kuşkulu konularda heba etmemek için hassas davranıyorlar.

Zayıflama ilaçları da genellikle böyle. Tıbbi olarak şişman olmayan ama illa zayıflamak isteyen kişiler de bu tür ilaçları kullanmak isteyebiliyorlar.”

Zengin, araştırmaya göre, ilaç alan kişilerin çoğunu çalışma temposu yoğun kişiler olduğunu belirterek, ”ABD’de yapılan bir çalışma, internet üzerinden ilaç alanların çoğunun 45-55 yaş arası iş adamı olduğunu ortaya koymaktadır” dedi.

”LİNKLERİN YÜZDE 80′İNDEN FAZLASI UYDURMA”
Araştırmaya göre, ”ilaçların yüzde 62’sinin sahte ya da gerekli miktarın altında etkili madde içeren ilaçlar olduğunun” belirlendiğini ifade eden Zengin, ”Geriye kalan ilaçların ise yüzde 16’sı yasa dışı yollardan ithal ediliyor, yüzde 33′ü tüketiciye yönelik bilgilendirme broşürü içermiyor” diye konuştu.
Zengin, güvenilir olsun ya da olmasın, reçeteyle satılması gereken bu tür ilaçların, internet üzerinden satılmasının ”yasa dışı” olduğunu bildirdi.

Araştırmaya alınan ilaçların sadece yüzde 4.4′ünün lisanslı olduğunu vurgulayan Zengin, şunları kaydetti:
”Yani neredeyse tamamının, herhangi bir mesleki, yasal ya da güvenlik kuruluşu tarafından onaya sahip olmayan ilaçlar olduğu belirlendi.

İlginç bir nokta, internet üzerinden temin edilen ilaçlardan her beş tanesinden birinin tanıtım sayfasında bir dernek ya da birlik tarafından onaylandığı yazıyordu. Oysa bu dernek ya da birliklere verilen linklerin yüzde 80′inden fazlasının çalışmadığı ya da uydurma olduğu saptandı” dedi.

”EN ÇOK İKTİDARSIZLIK İLAÇLARI SATILIYOR”
Zengin, araştırmaya alınan ilaçların başında erkeklerde cinsel gücü artıran ilaçların satışının yapıldığının belirlendiğini belirterek, en çok satışı yapılan diğer ilaçları şöyle sıraladı:
”-Cinsel gücü artıran ilaçlar,
-Kolesterolü düşürmeye yardımcı ilaçlar,
-Akciğer hastalığında kullanılan bronş genişletici ilaçlar,
-Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar,
-Depresyon ilaçlarından bazıları,
-Şizofreni tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar.”

ALINACAK ÖNLEMLER
Yasa dışı olarak internetten ilaç satışını önlemek için arama motorlarının, illegal ilaç pazarlayan siteleri kapsamlarından çıkarması gerektiğini belirten Zengin, bu konuda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
”-Yerel eczacı dernekleri, birlikleri, tabip odaları, tıbbi uzmanlık dernekleri gibi kuruluşlar bu konuda halkı uyarmalı,
-İnternet üzerinden satışı güvenli ilaç adlarını içeren listeler oluşturmalı,
-Yasal mevzuat yoksa geliştirilmesi, varsa uygulanması için baskı oluşturmalı,
-Kredi kartı şirketleri, yasa dışı ilaç satışı yapanlara servis sağlamamalı,
-Kargo şirketleri, bu tür satış yapan firmalarla çalışmamalı.”

”TÜRKİYE’DE İNTERNET ÜZERİNDEN İLAÇ SATIŞI YASAK”
Zengin, Türkiye’de internet üzerinden ilaç satışının yapılmasına hukuken izin verilmediğini vurgulayarak, ”1262 sayılı Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’nun 1. maddesindeki ‘Tabip reçetesi ile verilmesi meşrut olanlar ancak reçete mukabilinde ve diğerleri reçetesiz olarak münhasıran eczanelerle ecza ticarethanelerinde kanunu mahsusuna tevkifan satılır’ hükmü ile bu tür yerlerden ilaç satışına izin verilmemektedir” dedi.
Türkiye’de online ilaç satışı yapan sitelerin çoğunun Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsat gerektirmeyen etken maddeleri içeren ilaçları pazarladıklarını belirten Zengin, ”Bunların bir kısmı da bitkisel kökenli olduğu için Tarım Bakanlığından ruhsatlı. Ülkemizde yerleşik sitelerden büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Asıl tehlike maillerimize sürekli spam gönderen birçoğu Hindistan ya da uzak doğu kökenli siteler” diye konuştu.

Balık yerken dikkatli olun

ballik            İstanbul Üniversitesi (İÜ) Su Ürünleri Fakültesi Yetiştiricilik Bölümü Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gülşen Timur, balıklarda bulunan parazitlerin insanda akut anemi, iştahsızlık, halsizlik gibi tenyalardan kaynaklanan hastalıklarda görülen belirtileri meydana getirdiğini belirterek, ”Bu nedenle parazit kistlerine sahip balıkların çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemesi gerekir” dedi.

 

       Prof. Dr. Timur, yaptığı açıklamada, kültür balıkçılığının dünyadaki hızlı gelişimi ve yaygın bir endüstri kolu olmasının, balıklardan insanlara geçebilen hastalıkları artırarak, halk sağlığını tehdit edebilir boyutlara ulaşabileceğini söyledi. İnsan sağlığı açısından balık ve işletme havuzlarının bazı hastalıklara ortam hazırladığına dikkati çeken Prof. Dr. Timur, deniz ve tatlı sularda yaşamını sürdüren kemikli balık parazitlerinin birçoğunun, yumurtadan yeni çıktığı (larva) döneminde hastalık yapabilme gücünde olduğunu vurguladı. İnsanlarda görülen, halk diliyle tenya ya da şerit diye isimlendirilen parazitlerin çiğ ve az pişmiş balıkların tüketilmesiyle ortaya çıktığına işaret eden Prof. Dr. Timur, turna, levrek, salmon, alabalık gibi tatlı su balıklarının tenyaların ikinci ara konakçısı olduğunu bildirdi. Prof. Dr. Timur, ”Balıklarda bulunan parazitler, insanda akut anemi, iştahsızlık, halsizlik gibi tenyalardan kaynaklanan hastalıklarda görülen belirtileri meydana getirirler. Bu nedenle bu parazit kistlerine sahip balıkların çiğ veya az pişmiş olarak tüketilmemesi gerekir” diye konuştu. Bakterilerin daha çok toprakta bulunması nedeniyle toprak tabanlı balık havuzlarında yaşayan sazan gibi balıkların midelerinde bakterilere rastlandığını ifade eden Prof. Dr. Timur, hijyenik olmayan koşullarda balıkların kesimi ve iç organlarının temizlenmesi sırasında bunların ete geçebileceğini ve hastalık oluşacağını kaydetti.

 

     Prof. Dr. Timur, balık hastalıklarının kontrol altında tutulması ve tedavilerinde ekolojinin rolünün yadsınamayacağını, balık hastalıklarının tedavisi ve kültür havuzlarının hijyeninde bazı etkenlerin insan sağlığını tehdit ettiğini, veterinerlerin bu hastalıklar konusunda daha duyarlı olması gerektiğini bildirdi.

 

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=86863&cat=220&dt=2008/07/20

Sıcaklarda varislere dikkat

Varis hastalarının sıcak havalarda dikkat etmesi gereken hususlar..

Varislerin önde gelen nedenleri; en başta kalıtım, sonra da uzun sürelerle ayakta sabit durmak veya hareketsizliktir. Öte yandan yüksek topuklu ayakkabılar, dar giysiler, fazla miktarda alkol ve fazla baharat tüketimi varisler için uygun zemin hazırlar. Kortizonlu kremler, doğum kontrol hapları ve menopoz tedavileri de bazen varislere yol açabilir. Yaz boyunca varisler konusunda daha dikkatli olmak gerekir. Görünürde varisiniz yoksa bile, sıcaklar kılcal damarları genişletir. Bu durum onların zamanla çatlamasına neden olur. Özellikle beyaz tenli insanların yüzünde, örümcek ağını andıran kılcal damar çatlamaları belirgin olarak fark edilir.

ASLA GÜNEŞLENMEYİN
Varis tedavi edilebilen bir sorundur. Ama bu tedaviler yazın yapılmaz. Öte yandan tedaviye rağmen yeniden varis oluşabilir. Örneğin kilo almak, ayakta durmak, yüksek topuklu ayakkabılar kan dolaşımını zorlamaya başlarsa, varisler geri gelebilir. İşte varsi sorunu olanları dikkat etmesi gereken hususlar:

* Sıcak su kullanmaktan kaçının. Sıcak su damarların genişlemesine ve sıkıntıların artmasına neden olur.
* Varisli bacaklara ılık-soğuk su ile şok uygulamak çok yararlıdır. Damarların büzüşmesini ve rahatlamasını sağlar.
* Sabah ve akşam duşta soğuk suyla varisli bölgeye masaj yapın.
* Güneş, sıcak kum, sauna, kaplıca ve SPA merkezlerinden uzak durun.
* Kilonuz fazlaysa, biraz zayıflamaya çalışın. Vücut ağırlığı azaldıkça, sıkıntınız hafifler.
* Uzun süre ayakta kalmayın ve her fırsatta bacaklarınızı yüksekçe bir yere dayayıp bacak kaslarınızı dinlendirin.
* Asla güneşlenmeyin ama bol bol yüzün. Düzenli yürüyüş veya spor yaparak kan dolaşımına yardımcı olmaya çalışın.
* Dar, sıkı giysiler, yüksek topuklu ayakkabılar giymeyin.
* Varis çorabı kullanıyorsanız, ölçüsüne dikkat edin. Gereğinden dar veya bol çoraplar sorunlarınızı arttırabilir.
* Varis çorabını giymeden önce, bacaklarınızı biraz yükseğe kaldırıp ikiüç dakika dinlenin.
* Geceleri yatarken ayaklarınızın altına kalın bir yastık koyun.

 

Dünyada katil grip alarmı


İngiltere hükümeti önlem alınmadığı takdirde, 50 milyon kişinin ölebileceğini açıkladı.

İngiltere hükümeti, 50 milyon kişiyi öldürebilecek bir grip salgınının kaçınılmaz bir biçimde yayılmasına karşı dünyanın önlem almakta başarısız olduğu uyarısında bulundu.

Independent gazetesinin “Dünya katil grip salgınına karşı uyarıldı” başlıklı haberinde İngiliz Hükümetinin sağlık uzmanlarına hazırlattığı şok rapor yer aldı.

Bakanlar, erken uyarı sistemlerinin eşgüdüm açısından eksik olduğunu, vizyondan ve berraklıktan da yoksun olduğunu söyledi. Hükümetin bu ifadesi Lordlar Kamarası Hükümetlerarası Örgütler Komitesi’nin raporunda yer aldı. Rapor, Dünya Sağlık Örgütü’nü işlevsiz olmakla suçluyor. Hükümete göre 1968′den bu yana bu tür bir salgın olmasa da yeni bir salgın kaçınılmaz.

Bakanlara göre böylesi bir salgın tüm dünyada 2 ila 50 milyon kişiyi, İngiltere’de ise 75 bine yakın kişiyi öldürebilir. Yılda 800 milyon kişinin dünya genelinde turistik seyahat yaptığı düşünülürse bu tür bir salgının çok hızlı bir şekilde yayılması engellenemeyebilir.

Kaynak: http://www.haberturk.com/haber.asp?id=87087&cat=220&dt=2008/07/22